7151672

Ucuz Roman: Zincirleme kaza.

1994 yapımı kült, Amerikan aksiyon filmi.

Yönetmen: Quentin Tarantino

Pulp Fiction, alışık olduğumuz düzenin dışında bir dizilim sergilemektedir. Genellikle filmlerin sonunda görmeye alışık olduğumuz jenerik yazıları, filmin kadrosu ve çalışanlarına duyulan saygının ve teşkil ettikleri önemin neticesi olarak giriş sekansının hemen ardından gösterilmiştir.

Filmin görüntüleri, 21. Yy’da dahi pek rastlamadığımız bir başarıya sahip. Filmin kalitesini doğrudan etkileyen bu ustalık, filme ayrılan bütçe ve doğru teknik tercihlerin neticesinde ortaya çıkabilecek cinsten.

Linda ve Yolanda, aşık soyguncu bir çifttir. Jules ve Vincent iki profesyonel tetikçi olarak yanında çalıştıkları Marsellus Wallace’ı dolandırmaya çalışan sahtekar gençleri ortadan kaldırmaya gider. Marsellus ve Boksör Butch şike antlaşması yaparlar. Fakat gururlu Butch, final maçında mağlup olmayı kabul edemez. Antlaşmayı bozar ve kaçar. Ayrıca Vincent, patronu tarafından, patronun karısı Mia’yla bir gece geçirmekle görevlendirilir. Tek yapması gereken, Marsellu Florida’dayken, Mia’yı oyalamaktır. Kimsenin işleri yolunda gitmez.

Film birden fazla hikayenin birbirine yaptığı göndermelerle bir arada mana kazanması üzerine kurulu. Anlatımdaki çarpıcılık romanlara yakışır dizilimdeki hikayelerin seyirciyle buluşturulmasıyla fark yaratıyor.

Pulp Fiction, her ne kadar, aynı dönemde hazırlanan, farklı kıtalardaki yönetmenlerin çalışmalarında dahi gördüğümüz “eroin” kullanımını inceliyor olmasıyla dikkatleri üzerine çekmiş olsa da tüketimin evrenselliği ve ikili ilişkilerde erkeğin sınırlarına Jules ve Vincent’in aralarında geçen konuşmalarda göndermelerde bulunuyor.

Filmin başında, Vincent’in arkadaşı onu kokain yerine eroin alması konusunda ikna ediyor. Dönemin popüler uyuşturucusu ölümün diğer adı olan eroin, satıcı tarafından bir hayli övülüyor ve satıcı kendi evinde Vincent’a sunuyor. Özellikle uyuşturucunun hazırlanması ve enjeksiyonu çok etkileyici bir şekilde canlandırılmış. Vincent küçük bir dozla ciddi bir etki yakalıyor ve uzun saatler düzgün yürüyemiyor.

Beraber eğlenmiş olan Mia ve Vincent eve döndüklerinde, Vincent tuvalette patronunun karısıyla sevişmeden o evden uzaklaşmayı planlarken, Mia, Vincent’in cebinde bulduğu eroini, kokain zannederek burnundan alıyor ve hemen sonrasında yüksek dozdan kendisini kaybediyor. Hikayenin bu kısmı, filmde, karakterlerimizin karşılaştığı talihsizlikleri anlatmak için yalnızca bir örnek. Hem zaten, Vincent, ne zaman tuvalete gitse başına yeni bir bela geliyor: Mia’nın yüksek doz alışı, soygun ve ölümü.

Film aşırı kaotik bir şekilde ilerliyor. Her şey şansa bağlı. Hiçbir şeyin manası yok. Dünya bir hayli şekilsiz ve anlamsız. Biliyoruz ki filmde kronolojik bir hikaye akışı yok. Filmin başında yönetmen, PULP’ın kelime anlamını bizlerle paylaşıyor.

Pulp: Yumuşak, şekilsiz, soluk, uçuk.

Hayat rastgeledir ve anlamsızdır. Film boyunca otorite el değiştirir.

Jules, film boyunca kötüdür. İki gün boyunca başına gelenlerden sonra, kafede otururken başına gelenleri gözden geçiren Jules, artık iyi bir karakter olmaya karar veriyor. Filmin başında gözünü kırpmadan adam öldüren bu tetikçi, filmin sonunda bir adamın canını bağışlıyor. Bu anlamda film, özgür iradenin bu karmaşada bile hala söz konusu olduğunu gösteriyor.

Jules, Vincent’ı Butch’ın evine yalnız gönderiyor. Eğer Vincent oraya Jules’la gitmiş olsaydı Butch asla hayatta kalamazdı.

Filmin son sahnesinde Jules’un değişimini gören seyircinin aklında, Vincent’ın ölümü değil hayata ilişkin kararlarında doğru bir değişim gerçekleştirmiş Jules kalıyor.4

Filmin eleştirilerinde bahsi geçmeyen bir karakterden söz etmek istiyorum. Filmin tanrısı Marsellus, gücünü yanında çalışan adamlardan alıyormuş gibi görünse de Butch’la yaptığı iş görüşmesinde, herhangi bir zorbalığa lüzum duymaksızın, başarılı bir manipülasyon örneği sergiliyor ve yaşı geçkin boksörümüzün işe yaramazlığı hakkında kendisini ikna ediyor. Masada kazanmış Marsellus daha sonra ringde kaybetmiş olsa da aralarında geçen diyalogtaki başarısı inkar edilemez.

Marsellus, başının arkasında yara bandına benzer bir bandaj taşıyor. Bunun bir dövmeyi yahut derin bir yara izini saklamak için kullanılmış olabileceğini düşünmüştüm zira bant, taze bir yarayı örtmekte kullanılan bandaj boyutunun yanında oldukça küçük. Hristiyan inancına göre, insanların ruhu enselerinden çıkmaktadır. Şifresi 666 olan çanta, ensedeki bandaj gibi detaylar, Marsellus’un ruhunu şeytana satmış bir adam olabileceğini gösteriyor.

Marsellus acı çekerken, Butch kılını kıpırdatmadan silah seçebiliyor. Ona öfkesi, kendisini aşağılamasından değil. Butch’ın hayatta değer verdiği tek bir şey var. Babasından kalma saati.

Butch büyükbüyükbabasının 1. Dünya Savaşı’nda yanında bulunan ardından büyükbabası tarafından 2. Dünya Savaşı’nda taşınan, en son olarak da babası şehit olurken yanında bulundurduğu ve çok büyük zorluklarla kendisine ulaşan saat söz konusu olduğunda sahiden gözünü karartabiliyor.

Filmde şifresi 666 olan çanta, içinden korkunç bir sarı ışık çıkarıyor fakat içinde tam olarak ne olduğunu bilemiyoruz. Yönetmen bu gizemi yaratmak için çantaya sadece bir basit devre koymuş.

Aksiyon filmlerine bir hayli yakıştırdığım, mizahi unsurların filme dahil edilmesiyle seyirciyi bunaltmadan öyküler arasında geçiş sağlamayı başarmış olan Tarantino aynı zamanda filmin yazarlarından biri.

Film, senaryodaki başarısını görüntülerle destekleyemiyor olsaydı, bugün kült filmler arasında yer bulamayacağına inanıyorum. Bu kadar komplike bir senaryo, yanlış bir anlatımla hiç olabilirdi.

Film boyunca, Tarantino'nun kahvesi bayağı başarılı olacak ki, kahve içen tüm karakterler, mutlaka kahvenin çok iyi olduğundan söz ediyor.

Film IMDB’de 7. Sıradadır. Film 7 dalda Oscar’a aday olmuş, En İyi Senaryo Ödülü’nü kazanmıştır.

#100günde100filmincelemesi

Tanıtılan Yazılar
Son Paylaşımlar
Arşiv
YAZILAR
Bizi Takip Edin
  • Facebook Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • Google+ Social Icon
  • YouTube Social  Icon
  • Pinterest Social Icon
  • Instagram Social Icon

2017 By Zeynep CAN

zxcvb