7151672

Taksi Şoförü: Cani Kahraman

Yönetmen: Martin Scorsese

1976 yapımı, Amerikan dram filmi.

Taksi Şoförü, Vietnam sendromu sebebiyle gerçek kimliğine kavuşamayan bir adamın, karanlık ve melankolik ruh haliyle, yaşadığı yalnızlığın filmidir.

Ordudan uzaklaştırıldıktan sonra, geceleri uyku problem yaşadığından bir gece işinde çalışmak isteyen Travis Bickle’ın hayatına ilişkin detayları, iş bulmak için başvuru yaparken öğreniyoruz. Travis, ordudan ayrılmış, sabıkasız, bağımlılığı olmayan, çalışma saatlerine rahatlıkla uyum göstermek konusunda kesinlikle problem yaşamayacak kadar yalnızdır.

Martin Scorsese, film boyunca, Travis’in orduya katılmadan evvel nasıl bir hayata sahip olduğunu seyirciyle paylaşmıyor, yalnızlığını gerekçelendirmiyor. Film, sağlıklı davranış özelliklerine sahip olmayan bu yalnız adamın hayatını izah etmek konusunda kaygı taşımıyor. Seyirciye, Travis’in hayatından bir kesit sunuyor.

Kahramanımızın yalnızlığına inancımızı desteklemek ve orduya katılmadan evvel benzer bir durumda olduğunu ispatlamak üzere, günlük alışkanlıkları ve eğlenceye ilişkin tercihleri sergileniyor.

Hayatını anlamlandırmak üzere eril tutkularının peşinden gitme tercihinde bulunan genç adam, karşısına çıkan güzel bir kadının ardından giderek vardığı, seçim propaganda ofisinde, varlığını adamayı uygun bulduğu siyasi otoritenin çalışmalarıyla karşılaşıyor.

Aday Palantine, Travis’inde izlediği bir televizyon programında ‘halk yönetmeye başlıyor, tabanda kıpırdanma hissediyorum’ der. Bu sözlerin muhatabı olarak, Travis kendisini görür, sorumluluk hisseder. Benzer bir duruma Neredesin Firuze'de şahit oluruz.

Beğendiği kadına, sosyal hayatta bugüne dek var olmadığı için, kadının beklentilerini karşılayamadığından doğru davranışlar sergileyemeyen Travis, henüz ilk randevularındayken, genç kadın tarafından terk edilir. Betsy, Travis’I her ne kadar beğeniyor olsa da, kadınlara bakış açısı ve medeniyetten uzak davranışlarına tahammül edemez.

Betsy, genç ve oldukça güzel bir kadındır. Kendisini beğenen erkeklere kök söktürür ve sürekli olarak yarıştırır. Çalıştığı yerde, onunla ilgilenen bir adama üç parmağıyla kibriti yakmasını söylediğinde, karşı tarafın tereddütsüz denemeye başlaması ve bunu bir başkasından talep ettiğinde gerçekleştirdiğini söylemesi, genç kadının karşı cins üzerinde yarattığı etkiyi anlamamız için yeterli oluyor. Betsy, kendisini bu kadar özel ve etkileyici bulmanın beraberinde Travis’i tercih etmiş ve genç adama, onu kendisine yakın bulduğunu açık yüreklilikle söylemişti. Çiftin, beraberliğinin devam etmemesinin sebebi, Travis’in tüm bu olağanüstü yakınlık hissinin dahi gölgeleyemediği tuhaf davranışlarıdır.Travis genç kadına, onu reddettiği için öfkelidir.

Gece işlerinde, müşteri ayırt etmeyen Travis, gecenin karanlık örtüsüne gizlenmiş suçlularla çok fazla muhattap olur. Hayatının manasızlığını, dünyayı bu kirli bulduğu insanlardan arındırmak amacıyla ortadan kaldırmayı hedefleyen genç adam, kendisine ideolojik anlamda yakın bulduğu siyasi figürün seçim çalışmalarına dahil olmuştur. Mitinglere gider, taksisine bindiğinde siyasetçiyi tebrik eder ve dünyanın bu pisliklerden arındırılması gerektiğini söyler.

Amerikan faşizminin önemli bir örneği olan film, ana karakterimizin daha evvel taksisine binmiş olan 12 yaşındaki küçük kızı seks işçisi olarak çalıştıran aşığıyla yüzleştiğinde düğümünü sergiler.

Travis, genç kızla konuşmaya ve onu bu hayattan kurtarmaya çalışır. Küçük Iris, çocuk masumiyetiyle içine düştüğü hayalin savunuculuğunu yapar. O an itibariyle, Travis’in katliamı başlamıştır.

Iris’in aşığının yaptığı işi meşrulaştırma yönteminde, Travis’e benzer bir erillik gözlemliyoruz. “Benim kadınım” fikriyle yola çıktığını iddia eden adam, küçük kızları çalıştırıyor oluşundan utanmaz ve durumu sürdürmek için elinden geleni yapar.

Travis katliamını sonlandırdığında, medya tarafından kutsanmıştır. O, artık kahramandır. Iris evine dönmüş, ailesi tarafından Travis’e teşekkür mektubu gönderilmiştir.

İçinde bulundukları durum, gerekçeleri incelenmeksizin değerlendirilen ve “suçlu” tanımının altına ite kaka sıkıştırılmış bu insanların ortadan kaldırılmasıyla dünyanın daha iyi bir yer olacağı fikrini seyirciye empoze etmek amacıyla hazırlanmış bu filmin, değerlendirme kriterlerime gore Joseph Goebbels’in 1923 yılı itibariyle gerçekleştirmiş olduğu projelerden hiçbir farkı yoktur. Film, azınlıkları hor görür, katliamı kutsar.

Yönetmen, filmin sonunda Travis’in kutsanması halini sapaklık olarak göstermez. Toplumun doğal reaksiyonlarını destekler.

Son sahnede, normalin dışında davranışlar sergilediği için Travis’le görüşmek istemediğini belirtmiş olan Betsy, halk kahramanı olan genç adamın taksisine kasti olarak biner ve onu bakışlarıyla beğendiğini gösterir. Yolculuğun sonunda ödeme yapmak istediğinde, yerli sinemada görmeye alışık olduğumuz “delikanlı” tiplemesinin doğal davranışını sergileyen genç adam, kadının parasını almayı reddeder. Travis, taksisiyle uzaklaşır.

Taksi Şoförü, görüntülerdeki başarısının yanında, önemli bir propaganda filmi olma özelliği taşır. Katarsis unsuru olarak değerlendirmekten çekinmeyeceğim bu film Amerikan sözde “muhafazakar” bakış açısının tipik örneği olan kahramanımızı kutsar, dolaylı olarak seyirciyi yüreklendirir.

Öldürmenin her zaman canice görülmemesi gerektiği fikrini seyirciyle buluşturan film, kahraman olmakla katil olmak arasındaki ayrımı ortadan kaldırır.

Film 4 dalda Oscar’a aday olmuşsa da hiçbir kategoride ödül alamamış, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yle ödüllendirilmiştir. Amerikan Film Enstitüsü’nün hazırlamış olduğu 100 Yıl 100 Film Listesi’nde 52. Sıradadır.

Taksi Şoförü 1994 yılında Kongre Kütüphanesi tarafından, “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasında kabul edilerek, ABD Ulusal Film Arşivi’nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir

#100günde100filmincelemesi

Tanıtılan Yazılar
Son Paylaşımlar
Arşiv
YAZILAR
Bizi Takip Edin
  • Facebook Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • Google+ Social Icon
  • YouTube Social  Icon
  • Pinterest Social Icon
  • Instagram Social Icon

2017 By Zeynep CAN

zxcvb