7151672
 

Selvi Boylum Al Yazmalım: Geride Yalnız Kadın Kalır

1977 yapımı Türk dram filmi.

Yönetmen: Atıf Yılmaz Batıbeki

Selvi Boylum Al Yazmalım, Türk sinemasının başyapıtlarından biri olarak görülmektedir. Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’un 1970 yılında yayımlanmış, aynı adlı romanından uyarlamıştır.

1978 Uluslararası Antalya Sanat Şenliği’nde Maden filminin ardından en iyi ikinci film seçilmiştir.

Filmin üç ana karakteri Asya, İlyas ve Cemşid, filmdeki birden fazla çatışmayı “karar” verdikleri sahnelerde oluşturmuş, her ne kadar kadın karakter üzerinden ilerliyormuş gibi gözükse de film bu üç karakterin tercihleri üzerine kurulmuştur.

Asya, evlilik çağında, oldukça güzel bir genç kadındır. Annesi tarafından güzelliği bir tehdit olarak algılanıyor, genç kız bir an evvel bu “beladan” kurtulmak üzere evlendirilmeye çalışılıyordur. Evden uzaklaşacağı zaman, gösterişini saklamak için yine annesi tarafından yüzüne kara çalınan genç kızın, bu davranışa maruz kalmasının nedenlerini çok geçmeden anlıyoruz.

Asya evden yüzüne kara sürülmüş haliyle ayrılır ayrılmaz, yüzünü yıkıyor ve başına al bir yazma bağlıyor. Sürekli olarak annesine evini baraj çalışmaları için elden çıkarmasını ve şehre taşınmaları için baskı uygulayan genç kız, aslında fiziksel olarak daha fazla dikkat çeker hale gelip, kendisini o evden hatta belki köyden kurtaracak bir erkeğin arayışındaydı.

Asya, sevilmeyi değil, kurtarılmayı, hak ettiğine inandığı hayatı kendisine sunmasını bekliyordu bir erkekten. Bu sebeple, çamura saplanmış kamyonunu kurtarmaya çalışan İlyas’a yaklaşmaktan hiç geri durmadı. Elbette ona, annesi tarafından erkeklerden korkması öğretilmişti ancak, Asya için başka bir çıkış yolu yoktu. Buna sevda diyordu. Gönlü kaymışsa elden ne gelirdi?

Yakışıklıydı İlyas, buralara ait olmadığı her halinden belliydi. Belli ki “şehirliydi.” Asya’nın sözde kalbini kaptırmasının sebebi bunda gizliydi.

İlyas için, Asya her şeyden önce “güzeld bir kadındı.” İlyas, karşı cinsle ilişkisinde kadına değer vermeyen, menfaatleri üzerinden ilişkilerini yürütmeye alışık sözde bıçkın bir delikanlıydı. Çalıştığı yerde, yalnızca daha konforlu işlere yönlendirilmesi için birlikte olduğu, iyi görünümlü hanımla içinde bulunduğu ilişkiyi, daha genç ve daha güzel bulduğu bir kadınla beraber olmak söz konusu olduğunda aklına bile getirmemişti.

Asya’yı gördüğünde aklında beliren ilk cümle kadınlar hakkında gerçek düşüncelerini gözler önüne sermek için yeterliydi.

“Ceylanı korkutmamak gerek.”

Planlar yapmayan, günübirlik hareket etmeyi alışkanlık haline getirmiş, birikimi olmadığı için çok etkilendiği bu kadınla evliliği söz konusu etmekten kaçınan bir adamdı İlyas. Nasıl evlenirdi bu kadınla? En önemli engel aralarında, bu genç, yakışıklı adamın “parasız” oluşuydu. Bahanesi hazırdı, aşkın sorumluluğundan kaçmaya.

“Bu güzel kızı, ne diye benim gibi birine versinler?”

İlyas’ı evliliğe doğru yaklaştıran, Asya’nın bir başkasıyla evlendiriliyor oluşuydu. Kıskanmış, canı yanmıştı. Böyle bir durumda sergilediği tepki, Asya’yla bir kadın bedenine sahip olması dışında ilgilenmesi için herhangi bir sebebi olmayışını gözler önüne seriyor, bu çalışmayı oluşturmadan evvel göz gezdirdiğim tüm film incelemelerinde, benim çok kıymet verdiğim bu anlık tepki göz ardı ediliyordu. Ancak, dikkat ederseniz, İlyas, bir başkasıyla “zorla” evlendirildiğini öğrendiğinde, Asya’ya kötü davranıyordu.

Gerçek bir aşıktan beklenen tepki, asla bu değildi. Asya, vedalaşıp evine döndükten sonra, eril güdülerin kanına karıştırdığı sahiplenme arzusuyla, kadını kaçırır. Geleceklerini hesaplamamış, yarınını düşünmemiştir İlyas. Sahip olmak istediği kadına, sahiden “sahip” olmayı becerip beceremeyeceğinin önemi yoktur. Anlık bir coşkudur bu. Bir kadınla yan yana olmak, onun erkeği olmak, bir önceki ilişkisinde gözlemlemiş olduğumuz gibi yalnızca bedenine sahip olmaktır onun için. Sorumluluk almak, canı istemediğinde yahut gönlü bir başkasına kaydığında, bencil davranır, haber bile vermez giderken. Ne yazık ki, Asya’nın tüm bunlardan haberi yoktur.

İlyas, Asya’yı şirkete götürdüğünde, Dilek Hanım’ın tuhaf bakışlarında bir şeyler sezinler genç kızımız. Yine de yanındaki erkeğin, onu sevdiğini, onun kanatları altında huzurlu bir ömre adım attığımı düşünmektedir.

İlyas, Asya için bir düğün yapar. Resmi nikahın acelesi yoktur onun için, ötelerler. Asya, bu noktada söz sahibi değildir. Düğününde o güne dek hiç dans etmemiş olan genç kız, sırf kocası istiyor diye, gönlünü hoş etmek için ona eşlik eder.

Evlilikleri boyunca Asya yalnızca eşini memnun etmek istemektedir. Kendisini, içinde bulunduğu zor durumdan kurtardığı için, borçlu hisseder. Kocası çok yakışıklıdır, onu mutlu etmiş, istemediği bir evlilik yapmaktan ve annesinin uyguladığı baskıdan kurtarmıştır. Hayatı boyunca alternatif bir evlilik gözlemleyemediği için, içinde bulunduğu durumun kolay kolay farkına varamaz Asya.

Karısının doğumu yaklaştığında, zorlu bir yolculuğa çıkmış, acele bir teslimat yapması gereken İlyas, kaderini değiştirdiğine inandığı “o adamla” karşılaşır.

Cemşid, İlyas’a bir minibüs insanın canını kurtarması için yalvarırken, İlyas bebeğinin doğumunu kaçırmak istemediğini söyler, işinin olduğunu, acelesini bahane eder. Cemşid ağzından girip burnundan çıkar, onu ikna eder. Yıllar sonra belki İlyas için bu yaptığı hala bir hatadır. Kamyonunu kaybedip, işinden olmasına sebep olan bu kahramanca(!) davranışı, onu ailesinden uzaklaştırmış, bambaşka bir adam haline getirmiştir. Sözde ağzına içki koymayan ve ailesi için yaşayan bu adam, yenilgisinin hemen ardından kendi tabiriyle rahatça küfredip derdini dökebileceği, devasını içki şişelerinde bulabileceği tek yer olan eski sevgilisi Dilek’in evine yerleşmiştir.

Aylar geçer karısını aramaz sormaz. Yeni doğmuş bebeği ve beraberinde getirdiği sorumluluğun, elini kolunu bağladığını, onu çalışmaya ve para kazanmaya mecbur bıraktığını düşünür. Onlardan büsbütün uzaklaşır. Evine gitmeyişine, ailesine sahip çıkmayışına da bahanesi hazırdır.

“Asya cahil, beni anlamaz.”

Asya, kocasının bir derdi olduğunun farkında ancak kendisiyle paylaşmıyor olmasını, işlemiş olduğu bir kabahate yormaktadır. Kocası için bir oğlan doğurmuş, istediklerini yapmaya çabalamıştır. Becerememiştir besbelli, el kadar bebeğin işlediği bir kabahat kocasını evden uzak tutacak değildi?

Asya, kocasının problemini öğrendikten sonra, patrona yalvarmak için gittiğinde, şoförler arasında bir dedikodu peyda olur.

“İlyas, güzel karısını patrona göndermiştir.”

Ailesini terk etmenin normal olduğunu düşünüp, işi için patronuna yalvaran karısını hakkında çıkarılmış bu dedikoduyu “erkekliğine” yediremeyen İlyas, herkesin içinde karısına saldırır.

Asya, evi terk eder. Otostopla bulunduğu yerden yalnızca kaçabilmek için yerini yönünü bilmeden bir çare peşine düşmüş olan genç kadın Cemşid’le karşılaşır.

Cemşid’in, kucağında bebekle dışarı fırlamış bu genç kadında, dikkatini çeken ilk detay “güzel” olmasıdır. Belli ki başında bir dert vardır bu kadının.

Asya, bilmediği bir köyde araçtan iner, ne yapacağını bilemez, hava bir hayli soğuktur. Gideceği yere vardıktan sonra ancak Cemşid’in aklına bu zavallı kadına yardım etmek gelir.

Asya’nın küçük bebeği soğuğa dayanamayıp, hastalandığında Cemşid, onun için bir doktor bulur. İğnelerini bebek iyileşene dek elleriyle yapar. Kaybettiği evlatlarının boşluğunu bu bebekle doldurur. Kalbi, depremde yitirdiği eşinden sonra ilk defa bir başka kadın için çarpmaya başlar.

Bebek iyileşir iyileşmez, Asya dönmek ister. Araç bulmak için yola çıkan İlyas, yeniden kavuştuğuna inandığı aile sıcaklığını tekrar yitirmek istemediğinden, ortaya çıkan davranış bozukluğunun beraberinde, araç bulamaz. Asya, onu anlayışla karşılar ve bir gece daha kalmayı kabul eder.

Bu noktada genç kadının, kesinlikle beklenildiği üzere cahil ve aptal tavırlar sergilemediğini gözlemliyoruz. Asya’ya güzelliği için yaklaşmış olan İlyas, onunla gerçek anlamda bir ilişki kurma gereği duymadığından ve eşi olduğunu düşünerek sözünden dışarı çıkmayı uygun bulmayan bu kadının itaatin eril güdülerini okşuyor olmasıyla, onu hor görmek için kendisinde bir hak bulduğunu düşünür.

Asya, evine döndüğünde İlyas’ın hala dönmemiş olduğunu görür. Artık kocasının eve dönmeyişine sebep olacak bir kabahati vardır. Daha önceki terk edilişinde olduğu gibi cevapsız değildir soruları.

“Yaptığım cahilliğe mi kızmıştı yoksa?”

Kocasının tekrar Dilek Hanım’la gittiğini öğrenen Asya, bu defa gözleriyle görmek ister. Her fırsatta çareyi bir başka kadına sığınmakta bulunan kocasını büsbütün yüreğinden söküp atmak istemektedir. Gözleriyle görmesinin bir başka açıklaması yoktur.

Dilek Hanım, İlyas’ı, Asya’nın hiç sevmediği gibi sever. Göğsünden öper. Bu Asya’ya çok dokunmuştur. Ona, kocasını sevmek için bile fırsat verilmemiş, bir erkeği böyle sevmenin ayıp olduğu söylenmiş, aşkı keşfetmesine ilişkin şansı olmamıştır.

Öfkeyle yeniden kaçmak istediğinde, Cemşid’in evinin kapıları ona hala ardına kadar açıktır. Günler günleri kovalar, Asya yavaş yavaş evladının geleceğini düşlemeye, ona bu durumu nasıl izah edeceğini hesaplamaya başlar. Asya, bir eş olarak aldığı kararların bedelini anne rolünde ödeyecektir.

Asya, kısacık ömründe ailesinin yüz karası, evden kaçmış genç bir kız, kocası tarafından terk edilmiş zavallı bir eş olmanın yükünü sırtlanmışken, şimdi de evladını babasız bırakmış bir anne olma fikriyle kavruluyordu.

Yeniden kendi rızası olmaksızın, yalnızca oğlu Samet’in geleceğini düşlediğinden, oğlunun seçmiş olduğu babayla resmi nikah kıyar, ona eş olur.

Genç kadın, nikahın aslında ne olduğunu, eski eşiyle içinde bulunduğu ilişki şeklinin bir resmiyet taşımadığını bu vesileyle öğrenir. Seyirci olarak İlyas’ın bir sorumluluktan daha kaçmış olduğunu düşünürüz.

İlyas, gece vakti biricik kamyonu “Al Yazmalım’la” alkollü araç kullandığı için ciddi bir kaza yapar. Bu kaza ne tesadüftür ki yeni evli çiftimizin evinin yakınlarında olmuştur. Tüm kahramanlığıyla Cemşid yine kaza mahaline koşar. Evine getirdiği yaralı adamın çok geçmeden karısının eski eşi olduğunu anlayan adam, yardımcı olmaktan pişman olmadığı gibi, ona evini açmaktan geri durmaz. Cemşid, bu noktada İlyas’ın hayatını kurtararak ve sonrasında Asya’ya davranışlarına ilişkin baskı uygulamaktan kaçınarak aslında hikaye boyunca genç kadına tercih şansı verilen tek durumun ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Asya, bir zamanlar aşkıyla yanıp kavrulduğuna inandığı adamla, gerçek eşi arasında bir tercih yapmak zorunda kalır.

Cemşid, Asya’ya kal demez. Ancak İlyas, durumu fırsata çevirmekten geri durmaz.

“Senin için geldim ben.”

İlyas karşısında sahiden cahil ve aptal bir köylü kızı olduğuna kendisini inandırmış ve tüm davranışlarını buna göre şekillendirir hale gelmiştir. Genç kadın her ne kadar sevgi tasviriyle hikayeyi sonlandırıyor olsa da, hikayenin sonundaki tercihi sevgiye ve dostluğa bir övgüden ziyade çaresizlik labirentinin neticesinde şansın beraberinde gözüne ilişmiş çıkışına giden adımların rasyonel yöntemidir.

Film derin bir aşk hikayesinin şiirsel anlatımından ziyade kadının koşulsuz edilgenliğini benimsemiş Anadolu topraklarına bir yakarış başka bir şey değildir.

#100günde100filmincelemesi

Tanıtılan Yazılar
Son Paylaşımlar