7151672
 

Rosemary'nin Bebeği: Onunkisi, Herkesin Bedeni

1968 yapımı gerilim türünde bir Amerikan filmidir.

Uyarlayan ve Yöneten: Roman Polanski

Rosemary’nin Bebeği, “kadın olmak” halinin tüm kusurlarını gözler önüne seren, anlatımı çarpıcı kılmak adına Kutsal Mesih hikayesinin anti kahramanı Kara Mesih’in doğumu projesini hikayesinde barındıran, oldukça çarpıcı bir Polanski işidir.

Film, Ira Levin’in çok satan kitabından uyarlanmıştır. En İyi Uyarlanmış Senaryo dalında Oscar adaylığı bulunan filmin kadrosu, başlangıçta yönetmen tarafından bambaşka bir şekilde oluşturulmuş olsa da yapımcı, filmin daha geniş bir kitleye hitap etmesi açısından bilinirliği yüksek isimlere filmde yer vermeyi uygun görmüş ve o dönem Frank Sinatra’nın eşi olarak adını duyurmuş olan Mia Forrow’un yer alması gerektiğine karar vermiştir. Oyuncu filmin çekildiği yıl, henüz 23 yaşında olmasına rağmen sergilediği performansla ve filmin girişinde duyduğumuz, hafızalara kazınmış o eşsiz ninniyi seslendirmekte göstermiş olduğu başarıyla takdir toplamıştır.

Film, her ne kadar, New York’ta yeni bir ev arayışında olan Rosemary ve kocası Guy’ın hikayesini anlatıyor olsa da, yönetmen bizi Rosemary’nin bakış açısıyla sınırlandırmıştır.

Rosemary, eşi ve dünyaya gelmesini arzuladığı üç çocuğuyla mutlu bir gelecek hayalleri kuran, taşralı bir genç kadındır. Kocasına derin bir hayranlık duymaktadır. Guy ise mesleğinde oldukça tutkulu bir aktördür. Rosemary’nin küçük hayallerinin çok ötesinde gelecek planları olan bu adam, başlangıçta hiç hoşlanmadığı ancak sohbet etme fırsatı bulduğunda, kendisine hayranlık duyduğunu belirten komşularıyla samimi olmakta gecikmez. Beğenilmek, takdir görmek onun zayıf noktasıdır. Bu uğurda ödeyeceği bedel onun için herhangi bir önem taşımamaktadır.

Komşuları yaşlı Bay ve Bayan Castevet’le, gelecek hayallerini paylaşan Rosemary, onların bir hayli dikkatini çekmiştir. Minnie Castevet, genç kadının doğurganlığıyla ilgili sorular sormaktan çekinmez.

Bu noktada, kadının bedenine, yalnızca aynı cinsiyete sahip olduğu için müdahil olma hakkı bulan “yaşlı kadın” figürünün ne denli meşrulaştırıldığını görebiliyoruz. Rosemary, bu sorulardan rahatsız olmuyor. Yaşlı bir kadınla sohbet ettiği için, onun görmüş geçirmişliğine duyduğu, öğretilmiş saygıyla, ailesine ilişkin gizli bilgileri kolayca döküp saçıveriyor. Kadın cinsi arasında bu kendiliğinden oluşması beklene güven hali, Rosemary’nin hayatına ilişkin alacağı kararları, ve bu kararları alırken kullanacağı metodolojiye kadar hayatını etkilemeye devam ediyor.

Castevetlerle yapmış olduğu sohbet sonrasında, kariyeri hak edilmemiş bir başarıyla yön değiştiren Guy, karısıyla ilgilenmez oluyor. Rosemary, bu durumu sakin karşılamakla kalmayıp, eşine, daha hassas davranmaya başlıyor. Bu sürecin peşini, Guy’ın çocuk yapmayı isteme fikri takip ediyor.

Sevgisizliği 2000’li yıllarda, ani bir onarma yöntemi olarak sık sık kullanıldığını gördüğümüz çocuk yapma fikriyle geçiştirmek, çiftimize pek de iyi gelmiyor.

Komşusunun çiftimize ikram etmiş olduğu çikolatalı mus sonrası fenalaşan Rosemary, o gece kabusların içinde boğuluyor ve uyanır uyanmaz üzerinde yara izleri olduğunu fark ediyor.

Eşi, “bebek gecesini” kaçırmak istemediğini söyleyip, durumu olağanlaştırdığında Rosemary itiraz etmeye çabalasa da maalesef problemin üzerinden atlayıp geçiveriyor. Bir kadının kocası tarafından tecavüze uğramış olması, toplum için gerçek anlamda bir problem değil. Rosemary, bu sorunu yalnızca eşinin vicdanıyla aşabilirdi ancak, bunu da başaramayınca kaderine boyun eğmekten başka çaresi kalmıyor.

Malum gecede hamile kaldığını öğrenen Rosemary’nin müjdesini, Guy sahte bir sevinçle karşılarken, Castevetler havalara uçuyor. Rosemary’nin tüm gebelik sürecini A’dan Z’ye yönetmeye başlayan çiftimiz, onu en iyi doktorla da tanıştırıyorlar.

Doktorun tavsiyesiyle gıda takviyeleri Minnie Castevet’in ot karışımlarıyla sınırlanan Rosemary günden güne zayıflayıp, güçten düşüyor. Arkadaşlarıyla ve başka doktorlarla görüşmesine müsaade edilmeyen genç kadın, kocasının ilgisizliğiyle mental bir düşkünlüğün ve doktorunun bebeğin büyümesinden ve kendisinin buna fiziksel olarak çok elverişli olmadığından kaynaklandığını iddia ettiği fiziksel acıların esiri oluyor.

Hamileliğinin bir noktasından sonra, komşusunun kendisine sunduğu gıda takviyesi ot karışımlarını içmekten vazgeçmiş olan Rosemary’nin çiğ et yediğine de şahit oluyoruz.

Rosemary, eşinin sevgisizliğini ve komşularıyla kurduğu yakın ilişkiyi, çocukları üzerine kurulmuş bir komplodan ibaret olarak düşünürken, bizler de durumu yalnızca onun bakış açısıyla gözlemleyebildiğimiz için Rosemary’nin bir hayalin içinde olup olmadığını sorguluyoruz.

Çaresizlik içinde yardım dilendiği kim varsa felaketlere kurban giden genç kadın, büyülere ve cadılık kitaplarına merak sarıyor ve komşusu Roman Castevet’in satanist lider Adrian Marcato’nun oğlu olduğunu öğreniyor. Ancak çevresindeki herkes bu adamın babasından utanç duyduğu için adını değiştirdiğini düşünüyordu. Rosemary yine haklılığını ispatlayamıyor, kendisini ve bebeğini korumanın bir yolunu bulamıyordu.

Filmin son sahnesine kadar, eşinin ve komşularının ne yaptığı hakkında kesin bir cevap bulamayan Rosemary, doğum sonrası bebeğini yanında bulamayınca çalındığını düşünüyor.

Beşiğin yanına geldiğinde, başlangıçta o insanların bebeğine zarar verdiğini düşünmüş olsa da, duruma alışması ve yine tüm yaşadıklarının ötesinde annelik güdüleriyle karşı koyamadığı evlat sevgisiyle durumu kabullenmesi kaçınılmaz olur.

Rosemary, toplum kurallarının ve güdülerinin doğrultusunda yaşar. Başına gelenlere çareler ararmış gibi görünse de, her meselenin sonunda güçlü bir kabullenişe kucak açar.

Genç çiftin komşuları her ne kadar görece kötü işlerle uğraşıyor olsalar da görünümleri bir hayli sevimli ve asla şüphe duymayacağınız cinstendir. Gerçekte, yalnız inançları doğrultusunda ibadet ettikleri gördüğümüz bu insanlar, nihai amaçlarına ulaşmak için Kutsal Meryem’in özelliklerinin tersine sahip bir kadın bedenine ihtiyaç duymaktadırlar.

RoseMARY, evli, tüm toplum tarafından kabul gören, hoş karşılanan özelliklere sahip olan inançlı bir kadındır. Onu zayıf kılan tek yanı olan eşinin baş edilemeyen hırsı, genç kadının kabusudur. Kendi inançları doğrultusunda yaşayan yaşlı komşuları, bu hırslı adama kadınını satmasını telif etmekten çekinmeyeceklerdir.

Kadın bu noktada mal haline gelmiş, erkeği kadınından vazgeçtiği malum geceden sonra bir daha onunla ilgilenmez olmuştur. Kadına edilmiş ayıbın cezası, erkeği tarafından yine kadına kesilmiştir. Oysa, Rosemary’nin bebeği dünyaya gelene dek olan bitenden haberi yoktur. Ödün vermekten kendini alıkoyamayan genç kadının bedeni, bir tek kendisinin hak iddia edemediği bir hale gelmiş, kendisi dışında herkesin bedeni olmuştur.

Film, vizyona girdiği dönemde Katolik çevrelerce yadırganmış olmasına karşın, maruz kaldığı eleştirilerle önemli bir izlenme sayısına ulaşmıştır. Minnie Castevet rolü, Ruth Gordon’a En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü kazandırmıştır. Film özellikle Krzysztof Komeda imzalı müzikleri ve ana karakterle seyirciyi tek aklın düşüne sürüklemesiyle dikkatleri üzerine toplamayı başarmıştır.

#100günde100filmincelemesi

Tanıtılan Yazılar
Son Paylaşımlar
Arşiv
YAZILAR
Bizi Takip Edin
  • Facebook Social Icon
  • Twitter Social Icon
  • Google+ Social Icon
  • YouTube Social  Icon
  • Pinterest Social Icon
  • Instagram Social Icon