7151672
 

Metropolis: En Güzel Propaganda

1927 yapımı Alman filmi.

Yönetmen: Fritz Lang

Filmin senaristi birçok Lang filminin senaryosunda imzası bulunun eşi Thea von Harbou’dur.

Von Harbou 1926 yılında filmin senaryosunu kitap haline getirmiştir.

1924 yılında çekilmiş 1927 Weimar Cumhuriyeti döneminde gösterime girmiştir.

Türkiye ve dünyada aynı anda gösterime girmesi planlanmıştır. Hatta o dönem, ülkemizde Osmanlıca ve Fransızca el ilanlarıyla tanıtımı yapılmıştır.

Tanıtımda 620 bin metre negatif, 200 bin kostüm, 3500 terlik, 1100 figüran, 100 zenci, 25 çinli vs vs sarf olunmuştur." diye bir çetele de eklenmiş. cekimlerin 22 mayıs 1925'den 30 teşrin-i evvel 1926'ya kadar sürdügü de bildirilmistir.

Türkiye’de film komünizm propagandası yaptığı ve ateizme özendirdiği gerekçesiyle yasaklanmış ve vizyona girmeden kaldırılmıştır.

Film adını Roma döneminde eyalet işlerinin görüşüldüğü büyük, zengin, eski şehir anlamına gelen Metropolis’ten alır. Modern kullanımıyla Metropolis büyük şehir anlamına gelmektedir. Metropoliten bulunduğu bölgeye has, orayı kapsayan ve özelliğini taşıyan demektir.

Alman dışavurumcu sinema akımının önemli bir örneği olan film, oldukça sık rastlanan bir bilimkurgu teması üzerinde şekillenmiştir. Film, kapitalist bir düzende işçi ve işveren arasındaki sosyal krizi işler.

Fütüristik bir distopya ortamında geçen film, aynı zamanda dünya sinemasının ilk bilimkurgu filmlerinden olma özelliğini de taşımaktadır. Bu filmde, sinema tarihinin ilk insana benzeyen robotu kullanılmış, üstelik robotiği kutsayan üretim şekline oldukça eleştirel yaklaşılmıştır.

Lang, film platosunu kendisi tasarlamış ve ilhamını New York’a ilk adımını attığında etkilendiği bu büyük şehrin siluetinden almıştır.

Ekspresyonist olarak başlayan film daha ılımlı bir tutumla noktalanır. Film sosyal demokrasiyi över.

Filmin vurguladığı ifadeyle yönetmenin tutumu ve dönemin Alman üretim anlayışını daha iyi anlayabiliriz. Korporotizme ne denli yakın olduklarını yine bu ifadede gözlemleyebiliriz.

“Üreten eller ve planlayan beyin arasında aracı kalp olmalıdır.”

Filmde bir diğer dikkat çeken detay “Mediator” kavramıdır. Arabulucu anlamına gelir. Film Naziler tarafından çok beğenilmiş bu kavram farklı kesimler arasında dengeyi sağlayacak olan devletle özdeşleştirilmiştir.

Hitler filmi izledikten sonra Lang’dan Nazi propagandası yapan bir film çekmesini istemiştir. Ancak yönetmen Nazilerin bu ilgisi ve talebi üzerine adeta Nazi olmadığını açıklamak istermiş gibi Dr. Mebuse’ın Vasiyeti filmini çekti.(1932) Film bakan Goebbels tarafından yasaklandı ancak Fritz Lang’a hayranlık duymayı bir türlü bırakamayan Naziler onu Devlet Sinema Müdürlüğü’ne önerdiler. Yönetmen, Fransa’ya kaçarak bu öneriyi reddetti. Eşi Thea von Harbou ondan boşarak Nazi Partisi’ne katıldı.

Dr. Mebuse’ın Vasiyeti yönetmenin ilk sesli film çalışmasıdır. Filmin ana karakteri çocuk katili bir Alman’dır. Film Nazi Partisi iktidarının öncesinde Alman toplumunun sokaklarda yaşadığı gerginliği anlatır.

Goebbels sineması incelendiğinde üstün Alman ırkının, bu tip rollere asla yakıştırılmadığı, hakarete teşvik edecek her türlü davranıştan uzak gösterildiği gözlemlenir.

İncelediğim filmlerin ilham olduklarından bahsetmek temel prensibim. Filmin görüntüleri Queen grubunun Freddie Mercury ölmeden evvel çıkardığı son albümde yer alan Show Must Go On şarkısının klibinde kullanıldı. Metropolis, Türk bir gruba da ismini verdi. Ancak tüm bunların ötesinde yönetilenin kıymeti ve makinalaşma konusunda tüm zamanlarda ilham kaynağı olarak görebileceğimiz, harika bir eser çıkmış ortaya.

Dikkatimi çeken bir diğer konu da jeneriğinde yönetmen ve yazara öncelik verilmiş, oyuncuların en sona bırakılmış olması. Chaplin öncesi sinema kültüründe insanların filmi tercih ederken baz aldıkları noktanın yapım şirketleri, yönetmen ve senaristler olduğunu biliyoruz. Star kavramı henüz ortaya çıkmış değil, dolayısıyla eserlerin dedikodusunu da daha az duyuyoruz. Yapımın niteliği ortaya çıkıyor ve pazarlama da bir noktada kısır kalıyor.

Film hakkında genel bilgileri paylaştıktan sonra biraz içine girip, detaylar hakkında konuşalım.

Öncelikle film oldukça büyük bütçeli. Buna her karede tekrar tekrar kanaat getiriyorsunuz. Filmin ilk sahnesinde işçilerin nöbet değişimine şahit oluyor, adaletsizliği iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Master’ın oğlu olan esas oğlanımız kadınlar içinde eğlenirken, filmin meleği Maria birden çok sayıda çocukla oraya giriyor ve haykırıyor “ Onlar sizin kardeşleriniz.”

Maria’dan ve iyiliğinden bir hayli etkilenen esas oğlan onu tekrar görebilmek uğruna işçilerin yanına gidiyor ve orada ciddi bir iş kazasına şahit oluyor. Tam bu sırada iş kazasının, Mısır Firavunu’nun zulmüyle eş tutulduğunu görüyoruz. Yaralanan ve ölen işçiler alandan toplandıktan hemen sonra makina çalışmaya devam ediyor.

Bu sırada şehrin siluetiyle karşı karşıyayız. Oldukça yüksek binalar birbirinin üzerinden geçen köprüler ve korkunç bir trafik var. Yönetmen bizlere, Babil Kulesi’ni hatırlatıyor. Bir müjdeci Tanrı’ya erişmek üzere bu fikri veriyor. Kule inşa edildikten sonra insanlar aynı dili konuşurlar, birbirlerini anlamaz, birbirlerine yabancı olurlar. Bir toplumun felaketini istiyorsanız, onları iletişim kuramaz hale getirin.

Bundan çok etkilenen oğlumuz babasına koşup durumu anlatıyor. Master’ın bulunduğu yer, anlayacağınız üzere bir yönetim alanı. Burada dikkat çeken nokta karşısında bulunan ekranlar veri verilerin yukarıdan aşağı ekranda akıyor olması. Bunun daha sonra Matrix’e ilham olduğunu düşünüyorum ancak öte yandan, bu durum bana yönetmenin gözetime dikkat çekmek istediğini düşündürüyor. Master’ın yönettiği şehre ilişkin tüm data muhtemelen o ekrandan kendisine bildiriliyor.

Maria’ya erişmek isteyen öte yandan işçi zulmüne de şahit olmuş vicdanlı esas oğlan, işçilerin arasına karışıyor. Tıpkı onlar gibi çalışmaya başlayan oğlan Maria’yı işçilere vaaz verirken görüyor. Anlıyoruz ki Maria ismi bu karakter için özenle seçilmiş. Zira kendisi bir Mediator’un gelişini müjdeliyor. Bu noktadan sonra filmde işin rengi değişiyor. Mehdiyet propagandası yapıldığını hissediyorsunuz.

Ölümü kurtuluş sayan toplumlarda, kıyameti müjdeleyen kutsal durumlar kıymetlidir. Hristiyanlık’ta mehdiyet böyle bir inanıştır. Filmde kurtarıcının gelişi herkese müjdelenmiyor. Master’ın yahut kalburüstü kesimin konuyla ilgisi yok. Çalışmaktan ve yoksulluktan yalnızca ölümle kurtulacak olan işçi sınıfı heyecanla Maria’yı dinliyor ve Mediator’un gelişini bekliyor.

Master, Kötü Kalpli Bilim Adamı’nın yanında ve onun henüz geliştirmiş olduğu Machine-Man’le ilgileniyor. Bu robot sinemada insan görünümündeki ilk robot yukarıda bahsetmiştik ancak önemli bir yanı daha var. Robot’la ilk karşılaşmamızda üzerinde kocaman bir dini sembolle karşılaşıyoruz. Beş köşeli bir yıldız. Buradan bilim adamının bir Yahudi olduğuna ikna oluyoruz.

Maria, oğlanımızın Mediator olduğunu anlıyor, ve onu sevgiyle karşılıyor.

Bilim Adamı, Maria’nın işçiler üzerindeki etkisini fark etmesiyle, Maria’yı kaçırma operasyonuna şahit oluyoruz. Bilim Adamı, Maria’nın yüzünü robota transfer edip, onu gerçek bir insan haline getiriyor. Üstelik, Mediator’un gelişini müjdeleyen, sosyal adaleti sağlamakta etkisi olacağına inandığımız, işçiler üzerinde oldukça etkin bir insan.

Robotun dönüşümünü aşama aşama izliyoruz. Bu o dönem için oldukça cesur bir durum. Yönetmenin iddiasını bu sahnede belirgin bir şekilde görebiliyoruz.

Esas oğlan, her yerde kaçırılmış olan Maria’yı aramaktadır. Ancak Bilim Adamı, Maria’nın babasıyla olduğunu söyler. Maria’yı Master’ın yanında gören oğlumuz yıkılır ve ne büyük bir hüzün yaşadığı bize an be an yönetmen tarafından gösterilir.

Oğlumuz yataklara düşer ve Maria’nın iffetsiz bir kadın olduğuna ilişkin kabuslar görmeye başlar.

Robot Maria işçileri kışkırtmış, makinaları dağıtmaları gerektiğini söylemektedir. İşçiler üzerinde etkisi o kadar yüksektir ki, ona koşulsuz itibar ederler ve söylediklerini yapmaya başlarlar.

Görevlerini yerine getirmeyen ve isyan çıkaran işçiler hapse atılmıştır. Master çıkarılmalarını söylediğinde, şehirleri katledilmiş evlatlarının canı söz konusu hale gelmiştir.

Master’a kendi oğlunun da işçiler arasında olduğu söylenince zulüm durur. Maria yakalanıp yakılır, robot olduğu anlaşılmıştır. Gerçek Maria’yı Bilim Adamı’nın elinden yine Mediator kurtarır.

Filmin sonunda işçilerin lideri ve Master’ın tokalaşmasını da yine Mediator sağlar.

Yoğun bir Hristiyanlık propagandası içeren bu filmi Adolf Hitler’in bu denli beğenmesine şaşmamalı. Dönem itibariyle sinema filmlerinin kalitesini hesaba kattığınızda bu film sahiden damak çatlatan bir lezzette. Kurgu ve tasarımındaki başarı sahiden göze çarpıyor. Semboller oldukça ölçülü ve amaca uygun kullanılmış. Bana kalırsa, sinema tarihinin görüp görebileceği en güzel propaganda örneğidir.

Ben filmi çok beğendim ancak bilimkurgu edebiyatının önemli isimlerinden, Yazar H.G Wells hiç sevmemiş. New York Times için hazırladığı eleştiride filmi yerden yere vurmuş.

"Kısa bir süre önce şimdiye dek yapılmış en saçma filmi izledim. Bundan daha saçması yapılabilir mi bilmiyorum. Bu film dünyanın gidişatını göstermek amacındaysa, bence "dünya gidişatı" da bu film için endişe duymalı.”

#100günde100filmincelemesi

Tanıtılan Yazılar
Son Paylaşımlar