7151672
 

Bir Şirket Komedisi: Sanayi Devrimi'nden Bize Ne Kaldı?

1994 yapımı bir Amerikan filmi.

Yönetmen: Coen Kardeşler

Coen Kardeşler’in ilk büyük bütçeli filmi olma özelliği taşıyan The Hudsucker Proxy, kurgusu ve görüntülerdeki ustalıkla dikkat çekiyor.

Kesinlikle bir komedi filmi olmamakla beraber, güldürü öğelerinin başarılı kullanımıyla filmdeki anlatımı eğlenceli hale getiriyor. Film bu temelde hazırlanmış olmasaydı, oldukça iç karartıcı olabilirdi, zira hikayesi, her ne kadar Kemal Sunal’ın başrolünde olduğu Çarıklı Milyoner’i anımsatsa da çok daha derin ve acıklı.

Film, 1950’li yılların iş yaşamını, kapitalizmi, üretim sürecini ve ani başarıların beraberinde getirdiği sonuçları inceliyor.

Filmin hikayesi çocuklar için geliştirmiş olduğu hulahop fikriyle New York’a yerleşen Norville’in Hudsucker’da bir işçi olarak başladığı kariyerinde 44. Kata yükselişi üzerine kurulu.

Şirketin yöneticisi Hudsucker’ın beklenmeyen intiharı sonucunda, müdürlerden biri olan Mussburger, ahmak olduğunu düşündüğü bu adamı yönetime getirerek şirketin idaresini ele geçirmek üzere işe koyuluyor.

Sonrasında Norville’in çocuklar için geliştirmiş olduğu oyuncak fikri, gazeteler vesilesiyle empoze edilmiş “Ahmak Yönetici” imajını, “Fikir Adamı” olarak değiştirmesine ve beraberinde aklının alamayacağı bir popülariteye erişmesine vesile oluyor.

Başlangıçta onun ahmak olduğunu kanıtlamak için yanında işe girmiş olan gazeteci Amy Archer, sonrasında naifliğini ve kararlılığını sevdiği bu adama aşık oluyor. Başlangıçta yeni yöneticinin kuyusunu kazmaya çalışan bu çalışkan gazetecinin, sonrasında onu ayakta tutmaya ve her seferinde gerçek Norville’i karakterimize sil baştan anlatmaya çalıştığını görüyoruz.

Norville’in önlenemez yükselişinin çaresini onu karalayarak yönetimden indirmek olduğu düşünen, Müdür Mussburger, onu meşhur eden fikri asansörcü çocuktan çaldığını iddia eden bir gazete haberinin çıkmasına sebep oluyor. Norville’i akıl hastanesine göndermenin planını yaparken, bir gece camdan çıktığını gördüğünde pencereleri kapatıp, 44. Kattan düşmesine vesile olması için adamını gönderiyor.

Filmin kırıldığı noktanın bu olduğuna inanıyorum. Saatin sistemini idare eden Yaşlı Moses, inisiyatif kullanıp, makinayı durduruyor. Zaman durmuş, Norville havada asılı kalmışken, intiharı öncesi yazmış olduğu mektubu, posta görevlisi olduğu dönemde, Mussburger’a teslim etmediği için eski yönetici ahiretten bir melek olarak Norville’in yanına geliyor ve onu azarlıyor.

Eski Başkan Hudsucker’ın ölüm sebebinin yalnızca, sevdiği kadının, yakın dostu Mussburger’ı tercih etmiş olması, tüm mal varlığının da bir sonraki yöneticiye miras olarak bırakılmasını istediğini anlıyor ve filmi Kötü Adam Mussburger’ın akıl hastanesine gönderilişini izleyerek kapatıyoruz.

Filmin genel hikayesi böyle. Ancak filmde özel olarak 1950’li yılların tercih edilmiş olması başlangıçta dikkatimizi çekiyor.

Yirminci yüzyılın başlarında dünya iki büyük savaşın etkisiyle sarsıldı. Ekonomik yavaşlamanın etkisi birçok ülkede, özellikle sanayi devriminin ilk iki safhasında sanayileşmiş ülkelerde kendisini gösterdi. 1929 Küresel Krizi gibi birçok olumsuz ekonomik gelişme meydana geldi.

Sanayinin gelişimine devam etmesi için krizin etkileri azalmalıydı ve bu da ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yani 1950’de sağlandı. Dijital teknolojiler gelişti ve Üçüncü Sanayi Devrimi’nin temelleri atıldı.

Öncelikle Z1 olarak adlandırılan mekanik elektrikle çalışan hesap makinesinden, bilgisayarın icadına uzanan gelişmelerin art arda yaşadığı bu dönem, süper bilgisayarla beraber iletişimin gelişmesi anlamında oldukça önemlidir.

İletişim bu noktadan sonra gündelik hayatımızın içine kolay ulaşılabilir şekliyle girdi ve pazarlama ağı buradan sağlanan datayla çok daha etkili bir hal aldı.

Bu dönem itibariyle insan gücüne duyulan ihtiyaç azaldı. İşgücü kıymetsizleşti.

Ana karakterimiz Norville, New York’a geldiğinde kendisine iş ararken, yaşadığı en büyük sıkıntı tüm iş ilanlarında “deneyim” şartı aranmasıydı. Gözden kaçırdığı tek ilan olan Hudsucker, kahve kupasının altına gizlenmiş, sonrasında rüzgarın azizliğiyle yolda yürürken bacağına dolanmış, adamımız kaderinden kaçamamıştı.

İşgücü değersiz, az sayıda eleman çalıştırmak daha karlı olduğundan, hiçbir yönetici 1950’li yılların sonlarında deneyimsiz bir elemanla uğraşmak yahut birini yetiştirmek istemiyordu.

Norville’in yeni başladığı işinde, kendisinin de yapmış olduğu posta memurluğu görevinde kırk yıldan fazla zamandır çalışmış bir işçi, artık kendisini başka bir göreve kaydıracaklarından söz ediyordu. İdealler böylesine küçük, emekçiye verilen değer maalesef hak edilenin çok altındaydı.

Müdür Mussburger’ın yanlışlıklıkla pencereden düştüğü ve hayatını Norville’in onu pantolonundan tutmasıyla son anda kurtardığı sahnede bir flashbackle karşılaşıyoruz.

Mussburger, terzisinin pantolonu çift dikiş ve sağlam hazırlamak istemesini hoş karşılamıyor. Bunun gereksiz ve masraflı olduğunu söylüyor. Terzi her ne kadar bu şekilde dikilmiş bir pantolonun hayat boyu ona yeteceğini söylese de Mussburger ikna olmuyor. Yine de terzi onun iyi bir adam olduğunu ve bunu hak ettiğini düşünerek, işini layığıyla yapıyor. İyi dikilmiş pantolon bu sahnede müdürün hayatını kurtarıyor.

1950’li yıllar, yalnızca iletişim alanında değil, gelişen teknolojinin beraberinde, pazarlamanın ve seri üretimin gelişmesiyle ucuz giyimin de kendini göstermeye başladığı yıllardı. Ürünleri önceki fiyatların çok altında alabildiğimiz için, onarmıyor, özen göstermiyor ve yenisini almak bizi sıkıntıya düşürmediğinden tereddüt etmeksizin çöpe atabilir hale geliyoruz.

Eşyalarına özen göstermeyen insan, gün be gün kendisini de değersizleştiriyor. Ömür boyu bir pantolona bağlı kalmayacağını bildiğinden insan, ertesi günü hesaplamadan bir kenara fırlatıp atabiliyor.

Film bize tüm bunların ötesinde, fikrin sihrini sergiliyor. 1950’li yıllar itibariyle sanayileşmenin üçüncü safhasında, iyi fikir çok kolay uygulanabilir hale geliyor. Ucuz üretimle beraber, düşük fiyatlarla tüketiciyle buluşan ürünler, fikir sahibine hızlı bir şöhret getirebiliyor.

Hulahop fikrinin, üretime dönüşmesi, pazarlaması ve dağıtımı sürecini adım adım görmemizi sağlayan film, ilk etapta dahiyane bulunan bu fikrin alıcı bulmamasıyla bizi şaşırtırken reklamcılığın önemli bir noktasına parmak basıyor.

Öfkeli satıcı, ürün satılmadıkça, fiyatı düşürür. En sonunda bedavaya verilmesini bile göze almışken, hiçbir müşterinin gelmemesine öfkelenir ve hulahopları sokağa fırlatır. Hulahoplardan kırmızı olanı döner döner, caddeleri sokakları aşar ve bir çocuğun önünde duruverir.

Bu çocuk onunla Norville’in sunumunun da ötesinde bir keyifle oynar. Norville yalnızca belde çevrilmesini tasarlamışken, çocuk ayak bileğinde, boynunda ve el bileklerinde de bu oyuncağı kullanır. Okul çıkışında onu izleyen çocuklar koşarak bu oyuncağı almaya giderler. Ürünün fiyatı şirket tarafından 1.79 dolar olarak belirlenmişken, oyuncakçı talebin artması üzerine 3.99’dan satmaya başlar.

Bu plansız pazarlama tekniği bugün en etkili yöntemlerden biri olarak kullanılmaktadır. “Word of Mouth Marketing”

Gazetede kendisi hakkında ağır bir eleştiri hazırlamış olan gazeteci hanımı yerden yere vuran Norville, dönemin genel geçer eril algısıyla karşımızdadır.

Onu yerden yere vuran öyle bir kadındır ki... Bir defa çirkin olmalıdır kendisi, çünkü haberde fotoğrafı yoktur. Her ne kadar Gazeteci Amy bunun işiyle ön plana çıkmak için yapılmış bir şey olduğunu söylese de, Norville’in fikri değişmez ve iddialarını sürdürür.

Bu gazeteci mutlaka, hızlı konuşan, erkek gibi giyinen, oğlanların gittiği barlarda takılan ve kendisini o oğlanlardan biri sanan bir kariyer kızı olmalıdır.

Bu anlayışa göre kadın erkeklerin hakim olduğu bir sektörde çalışacaksa, kadınlığıyla öne çıkmalıydı. Norville, gazeteci kimliğini gizleyip onunla tanıştığında da, bu kadına sekreterliği uygun bulmuştu.

Norville, Amy’le yaptığı ilk romantik sohbetinde Karma’dan söz eder.

“Hak ettiğimiz her şeyi bize veren büyük çark.” Onun büyük hayat çemberi olduğunu ve yeniden doğumu sembolize ettiğini söyler. Önceki hayatlarına ilişkin ihtimalleri konuşurlar.

Norville’in zirveye çıkmasını sağlayacak olan tasarım hulahop olduğunu açıklayana dek yalnızca bir çemberden ibaretti. Tasarımı bilim adamı tarafından incelendiğinde, dünyanın güneşin etrafında dönmesiyle aynı prensibe sahip bir ürün olduğu ortaya çıkmıştı. Sahiden Norville tüm bunları hesaplamış mıydı?

Ürünün sloganı Norville’in filmin başından beri söylediği söz olmuştu.

“You know, for kids.”

Popülerleşmesinin ardından ev hanımları ve iş adamları da kullanmaya başlar. Park avenü davetlerinde dans ederken, kilisede evlenirken herkes bu popüler ürünün cazibesine kapılır organizasyonlarına dahil eder olmuştur.

Popüler olanın peşinden gitmek, herkesleşmeyi arzulamak duygusu nereden gelmektedir? Bugünün özel tasarım kıyafetleri, kişiye özel hazırlanmış bakım ürünleri sahiden biricik midir? Yoksa herkes özel tasarım elbise aldığı e o kişisel kullanıma özel tasarlanmış şampuanı sipariş ettiği için mi bunu yapıyoruz?

Yazının başında söz ettiğim gibi tüketim çılgınlığı 1950’lere dayanıyor ancak herkesleşmek fikri o kadar yeni değil. İnsan kendisini güvende hissetmek adına sürüye dahil olmak istiyor. Önceleri küçük gruplar halinde yaşayan insan, adım adım ırkının, ülkesinin, futbol takımının ve memleketlilerinin yanında olmaya ihtiyaç duyar hale geliyor. Siyasi anlamda taraf olmak, dini grupların içinde yer almak ihtiyaç haline geliyor. Oy kullanmak yahut ibadet etmek değil, buna göre giyinmek ve dahi her türlü tüketiminizi bu doğrultuda yönlendirmeniz içinde bulunduğunuz toplumun gerekliliği halini alıyor.

Peki bunu sahiden o topluluk mu istiyor? Topluluğun yöneticisi, kim tarafından yönetildiğinin farkında mı?

Tüketim, genel itibariyle taraf tutmanızdan hoşlanmaz. Tabanla ilgilenir. Herkes için ideal olanı belirler, sonrasında bunu kendisinin belirlediği fiyat üzerinden sunar. Sizin için en iyisinin bu olduğunu düşünen kıymetli üreticiye saygıyla ürünü satın alırsınız.

Maalesef genel geçer kurallarda herkes için iyi olan, en aptal adamın kullanabileceği basitlikte, kendisini maddi açıdan zora sokabileceği pahalılıktadır.

Hulahop fikrini yönetim kuruluna sunan Norville, kurul tarafından soru bombardımanına tutulur. Onlar üst gelir grubunda ve akıllı adamlardır. Basit oyuncaklara alışık olmamakla beraber, tasarımın kolaylığını anlayamamışlardır.

Bu öyle bir oyuncaktır ki, kuralı kaidesi, süresi, cezası, yaptırımı ve en önemlisi ciddi bir maddi karşılığı yoktur. Popülerliğinin sırrı basitliğinde, ve her duruma entegre edilebilir olmasında gizlidir.

Gelelim Norville’in “Fikir Adamı” ilan edildikten sonra kamuoyu tarafından kutsanma hikayesine. Öncelikle en çekici erkek seçilir. Hemen bir mankenle yakıştırılır. Kadınlar etrafında dört döner. Günlük işlerini hallederken bile basın yakasını bırakmaz. Önemli bir adam olduğu her an hissettirilir.

Norville, geldiği son noktada şirketi tamamen kendisinin kurtardığını, her şeyin onun yaratıcılığıyla şekillendiğini ve çok önemli bir zammı hak ettiğini düşünmektedir.

Filmin başında kendisinin patronuna yapmış olduğu sunum gibi bir sunum için kapısını çalmış olan asansörcü çocuk, konumunu tehdit etmiş ve rahatsız hissetmiştir. Onu kovar ve asansörcü çocuk soluğu müdürün yanında alır.

Hulahopun kendi fikri olduğunu söyleyen çocuk, Norville’in kariyerinin sonunu getirmiş ve gazetelerde bir yalancı olarak yer almasına sebep olmuştur.

Burada şöhret olma sürecinin yaratıcılığına ket vurması ve aklını başından alması üzerine koltuk sevdasına düşmüş Norville’in kendi kendisini yok edişini görüyoruz. Ancak deneyimli bir iş adamı olan Mussburger, sonunun böyle olacağını zaten biliyordu.

Filmin başında kendi icadıyla ilgili duyduğu heyecan sebebiyle patronuna teslim etmemiş olduğu mektup her ne kadar filmin sonunda onun hayatını kurtarmış olsa da Norville açgözlülüğün ağına düşmüştür bir kere.

Filmin kötü adamı Mussburger’ın tüm bu hikayede yalnızca açgözlülüğüyle var olduğunu görüyoruz. İdealist değildir. Yalnızca, mülkleriyle değerli hisseder. Yakın dostu Hudsucker’ın elinde olanların peşindedir. Önce aşık olduğu kadını alır, sonrasında şirketi yönetilebilmek adına aptal gördüğü bir adamı yönetimin başına geçirir ve en sonunda planladığı gibi yeni yönetici kendisi olur.

Şirketin tam anlamıyla kendisine ait olmasını ister ve adını bile değiştirir. Yeni yönetici Sidney J. Mussburger, şirketin yeni adı “Sidsucker Industries” olacaktır.

Karakterin bu kaygısının temelini öğrenememekle beraber, sonuçlarını filmde adım adım gözlemleyebiliyoruz.

Dönemin iyi bir incelemesini olduğunu düşündüğüm bu film, gerçeküstü öğelerin kullanılması açısından oldukça başarılı, her yaş grubu için izlemesi kolay ve sosyal kaygılar açısından tatmin edici bir eleştirellik taşıma özelliği gösterir.

#100günde100filmincelemesi

Tanıtılan Yazılar